PhotobucketGÜLYÜZLÜBEN
ANA MENÜ



SON YAZILARIM
KATEGORİLERİM
BAĞLANTILARIM
SAYAÇLAR / LİNKLER
ARKADAŞLARIM
FEEDJİT
CBOX

REKLAM
BLOGCUYA UYARLAMA
Credits
Template by Ande graphic
Ande
Blog Host by Splinder

11/3/2009 - ONA BİR DAHA SARILIN!

Kategori: SIIR VE HIKAYE





Hala sizinleyse!!!

1 yaşınızdayken sizi elleriyle besledi ve yıkadı. Bütün gece ağlayıp onu uyutmayarak teşekkür ettiniz.

2 yaşınızdayken size yürümeyi öğretti. Size seslendiğinde odadan kaçarak teşekkür ettiniz.

3 yasınızdayken
size özenle yemekler hazırladı. Tabağınızı masanın altına dökerek teşekkür ettiniz.

4 yaşınızdayken elinize rengârenk kalemler tutuşturdu. Evin bütün duvarlarına resim yaparak teşekkür ettiniz.

5 yaşınızdayken sizi cici kıyafetlerle süsledi. Gördüğünüz ilk çamur birikintisine atlayarak teşekkür ettiniz.

6 yaşınızdayken okula kadar sizinle yürüdü. Sokaklarda 'GITMIYCEEEEEEEM' diye ağlayarak teşekkür ettiniz.

7 yaşınızdayken size bir top hediye etti. Komşunun camini kırarak teşekkür ettiniz.

9 yaşınızdayken size dualar öğretti, siz her seferinde unutarak teşekkür ettiniz.

11 yaşınızdayken sizi arkadaşınızla sinemaya götürdü 'Sen bizimle oturma' diyerek teşekkür ettiniz.

12 yaşınızdayken zararlı TV programlarını seyretmenizi istemedi. O evde değilken hepsini izleyerek teşekkür ettiniz.

19 yaşınızdayken okul masraflarınızı karşıladı, sizi arabayla kampusa götürdü ve eşyalarınızı taşıdı.

Arkadaşlarınız alay etmesin diye kampus kapısında vedalaşarak teşekkür ettiniz.

21 yaşınızdayken iş hayati ve kariyerinizle ilgili size fikir vermek istedi. 'Ben senin gibi olmayacağım' diyerek teşekkür ettiniz.

22 yaşınızdayken kep giyme töreninizde size gururla sarıldı. Avrupa seyahati için para isteyerek teşekkür ettiniz.

25 yaşınızdayken düğün masraflarınızı karşıladı, sizin için hem mutlu oldu hem çok duygulandı. Siz dünyanın bir ucuna taşınarak teşekkür ettiniz.

30 yaşınızdayken bebek bakimi hakkında size akil vermek istedi. 'Artik bu ilkel yöntemleri bırak' diyerek teşekkür ettiniz.

40 yaşınızdayken sizi arayıp bir akrabanızın doğum gününü hatırlattı. 'Anne işim başımdan aşkın' diyerek teşekkür ettiniz.

50 yaşınızdayken o çok hastalandı, hafta sonunda onu görmeye gittiğinizde mutlu oldu.
Ona yaşlıların çocuk gibi nazlı olduğunu söyleyerek teşekkür ettiniz.

Derken bir gün..... o öldü.
O güne kadar onun için yapmadığınız ne varsa, o anda kalbinize bir yıldırım gibi duştu....


VE BİR HİKAYE:

'Evin telefonu sabaha karşı üç buçukta çaldı. Uyku sersemi adam telefonu açtı.
Telefondaki ses annesine aitti.
Telaşlandı, korktu başlarına bir şey mi gelmişti?
Annesi 'nasılsın oğlum iyi misin?' diye sordu.
Oğlu şaşkın bir ifadeyle 'iyiyim anne hayırdır bir şey mi oldu siz iyi
misiniz?' dedi.
Annesi 'biz iyiyiz bir şeyimiz yok sadece sesini duymak istedim' dedi.
Oğlu da 'anne bunun için mi aradın saat sabahın üçbuçuğu yarında
konuşabilirdik' diyince annesi de 'rahatsız mı ettim oğlum?' dedi.


Oğlu 'evet anne rahatsız ettin' diyince annesi

'30 sene önce sen de beni bu
saate rahatsız etmiştin, doğum günün kutlu olsun'

EĞER HALA SİZİNLEYSE, ŞİMDİ ONU HER ZAMANKİNDEN DAHA COK SEVİN....

UNUTULMAMAK DİLEĞİYLE...                                                                              

 

Yorum (13) :: Yorum yaz! :: Bağlantı



9/3/2009 - Erteleme hayatı!

Kategori: SIIR VE HIKAYE
   ERTELEMEK...
  tanımasam bile üzülürüm .yitirilmiş ümitlere..


  hiç gerçekleşmeyecek ideallere

  yaşanmamış sevgilere,üzülürüm..

  bu yüzden korkarım yaşamı ertelemekten.

  ne yapılması, ne söylenmesi gerekiyorsa söylemeli, yapılmalı..

  Seviyorsanız ,sevdiğinize bugün söyleyin. Sevdanızı bugün yaşayın.

  işinizde yapılacak ne varsa ,bir an önce yapın. yarın çok geç olabilir.

  bir anda bitebilir herşey, yaşamak için acele edin bence.

  kısa yaşamışlıklar,yaşamamışlıklardan daha iyidir.

  geriye dönüp baktığınızda "KEŞKE" ler çoğunlukta olmasın.

  uzun vadeli hedefler için bile bu günden harekete geçmeli yarınlar çok uzak olabilir..

  daha okulda başlamıyormuyuz yaşamı?

  ilk hedef kolej, sonra üniversite.

  hep yarına yatırımm bugünü sonra, yaşamamışçasına.

  işe gireyim sonra..

  evleneyim sonra..

  çocuklar büyüsün sonra..

  emekli olayım sonra...

  sonra..

  sonra..

  sonra..
  bir sürecin başında,ortasında yaşam her an sona erebilir.

  sonrada olmayabilir.

  fedakarlıklar güzel ama  UNUTMAYALIM

  herkes kendi hayatını yaşar
...



Yorum (4) :: Yorum yaz! :: Bağlantı



4/3/2009 - kendine iyi bak derler... giderler...

Kategori: SIIR VE HIKAYE


Kendine İyi Bak Derler ve Giderler…

Kendine iyi bak bir “Veda” değil “Elveda” cümlesidir çoğu zaman.
O üç kelimeden çok daha fazlasını gizler içinde…





“Kendine İyi Bak”… Çünkü bundan sonra ben yanında olmayacağım.
Olamayacağım. İstesem de istemesem de.
Sevdim bir zamanlar seni, hala seviyorum ve benden sonra da mutlu olmanı istiyorum. Olurda bir gün dönersem seni iyi bulmak istiyorum.

“Kendine İyi Bak”… Çünkü bundan sonra kendinden başkası olmayacak yanında sana bakacak. Ben olmayacağım. Kendine iyi bak ve beni düşünme.
Çünkü ben de seni düşünmeyeceğim artık.
Arama sakın beni, yazma, çünkü ben yazmayacağım.
Sil beni yüreğinden, çünkü ben sileceğim.
Fakat, yaşanılan, paylaşılan güzel şeyler hatırına sana yürekten mutluluklar diliyorum.
Ve ben bir daha dönmemek üzere gidiyorum…

“Kendine İyi Bak”… Aramızda geçen herşeye rağmen benden sonra iyi olduğunu bilmeyi tercih ederim.
Aslında bilmem çok önemli değil, iyi olduğunu varsayacağım ben.
Seni bir daha asla görmemek üzere gidiyorum ben, seni kendinle başbaşa,yapayalnız bırakıyorum ben.
Biliyorum kendini bırakacaksın benden sonra, o yüzden iyi bak diyorum.
Aslına bakarsan, çok da fazla umursamıyorum.





Kendine iyi bak derler ve giderler.
Tutkuyla sevenler, bazen birden fazla söylerler bunu.
Çünkü onları ayırmak, eti tırnaktan ayırmak gibidir.
Kolay kolay kopamaz onlar, süreç çok acı vericidir, yürek parçalayıcıdır.
Her seferinde azalan umutlarla geri döner ve yine “Kendine İyi Bak” gözleriyle ayrılırlar.
Ta ki umut da, sevgi de tükeninceye kadar…
Ta ki son elveda mezar sessizliğine bürününceye kadar…

Tutkunun ötesinde sevenler, bir kez “Kendine İyi Bak” derler ve giderler.
Onlar eti tırnaktan ayırmak yerine ölümü yeğlerler.
Onlar bu acıyı bir kezden fazla kaldıramayacaklarını bilirler.





Kendine iyi bak derler ve giderler.
Bu sözlerin içinde ihanet yok, hiç bir zaman olamaz derler ve giderler.
En büyük ihanet değil midir aslında seni seveni, ihtiyacı olanı yüzüstü bırakıp gitmek.
Kendine iyi bak, derler ve giderler.
Seni suskunluğa mahkum edip giderler.
Seni parçalara ayırıp, en büyük parçayı yanlarına alıp giderler.
Seni senden alıp giderler.

Daha kötüsü suçlayamazsın onları tüm bunlar için.
Kendine iyi bak deyip gidenin geçerli bir nedeni vardir elbet.
Suçlatmaz kendini. Savaşmadıkları için kızarsın ama suçlayamazsın.
Savaşmışlarsa, yenildikleri için kızarsın ama suçlayamazsın.
Yenildiğin için kızarsın ama suçlayamazsın.
Ayrılığın kaçınılmazlığına inandırır seni, kendine iyi bak derler ve giderler.
Elinden umutlarını, düşlerini, sevgilerini alıp giderler.
Bir tek anıları bırakırlar geride,
Bir de hatırladıkça gözyaşlarına boğulasın diye unutulmayan nağmeler…





Arkalarına bakmadan çekip giderler eğer yalnız kalmışsan,
Çünkü insafsızlıklarını görmek istemezler.
Herşey o saniye orada bitsin, kapansın bu sayfa isterler.
“Bitti” diyemedikleri için , kendine iyi bak derler.
“Kırıldım ve affedemiyorum” diyemedikleri için kendine iyi bak derler.
“Seni istemiyorum artık, hayatımdan çıkaracağım ama bil ki hiç unutmayacağım”
Diyemedikleri için kendine iyi bak derler.
“Biliyorum çok kanayacaksın ama daha iyisini yapamıyorum” diyemedikleri için kendine iyi bak derler. Vicdanlarını rahatlatmak için kendine iyi bak derler, çünkü o kan uzun süre akacaktır ve o yara asla kapanmayacaktır, bilirler.

Kendine iyi bak bir noktadır çoğu zaman.
Kendine iyi bak deme bana, sadece kötülükler noktalansın isterim ben.
Oysa sen iyisin….
Sen gözümdeki ışık, dudağımdaki tebessüm, sen içimdeki sevinçsisin.
Sen hayatıma renk katan, sen yüreğimdeki çarpıntı, sen hayatımdaki neşesin.
Sen yolumu aydınlatan, sen dert ortağım, sen gönül yoldaşım, sen bir tanesin.
Kendine iyi bak deme bana.
Nokta koyma…





Keşke böyle yaşanmasaydı bazı şeyler, keşke affedebilsen beni, keşke ben de affedebilsem.. Keşke döndürebilsek zamanı geriye.
Keşke bugünkü aklımızla yaşasak her şeyi baştan.
Nafile…Ama yine de, gitmesen olmaz mı? Bitmesek olmaz mı?
Sen eksikken, ben nasıl tam olurum?
Senden kalan boşluğu kimlerle doldururum?
Savaşsak aramıza giren şeytanla olmaz mı?
Hani büyük aşklar her türlü engeli aşardı, hani gerçek dostluklar her sınavı geçerdi,
Hani sevgi eninde sonunda kazanırdı?
Hani hayatta hiç kirlenmeyecek değerler vardı?
Hani en büyük zaferler, en kanlı savaşların ardından kazanılırdı?
Bunların hepsi yalan mı?… Sahiden…,
Gitmesen olmaz mı?
Bitmesek olmaz mı?

Peki o zaman…
Senin istediğin gibi olsun…
Öyleyse…
Sen de “Kendine İyi Bak”




alıntıdır...
Yorum (5) :: Yorum yaz! :: Bağlantı



3/3/2009 - Zamanın varken kıymetini bil!

Kategori: SIIR VE HIKAYE
Arkadaşımdan gelen bir emaili paylaşmak istiyorum. Okuduğumda çok etkilendim ve sizlerinde okumasını istedim.
 





 

 

  

  

 

  

  

  

  

  

 

  

  

 

 
 
 HERŞEYİN KIYMETİNİ
ELİNDEYKEN
YANINDAYKEN BİLKİ
SAPASAĞLAM TUT Kİ
SEN YORULDUĞUNDA
O SENİ BIRAKMASIN
ELİNDEN KAYDIĞINDA
BELKİDE ÇOK ÜZÜLÜRSÜN AMA
İŞ İŞTEN GEÇMİŞ OLUR



Yorum (6) :: Yorum yaz! :: Bağlantı



21/10/2008 - Fıkra

Kategori: SIIR VE HIKAYE
KAYSERİLİ
>
> Padişahın biri,
> - Bana yalan söyleyebilene bir küp dolusu altın vereceğim!
> demiş. Yalancılar, hemen saraya koşuşturup başlamışlar yalana;
> - Bir kuş, aslanı kapıp yuvasına götürdü.
> - Bunun neresi yalan?.. Kuş kartaldır, Arslan da kuzu kadar minik bir
> yavru. Kaptı mı götürür tabii!..
> - Komşu ülkede bir eşeği kral yaptılar!..
> - Ülkenin kralı, pencereden bakınırken tacını düşürmüş. Taç da
> pencerenin altındaki eşeğin başına geçmiş. Taç kimin kafasındaysa,
> kral odur tabii!..
> - Padişahım, ben gökyüzüne bir ok attım. Altı ay sonra geri döndü!
> - Senin ok bir ağacın üstüne düşmüştür. Ağaç, sonbaharda yapraklarını
> dökünce, takılacak yer bulamayıp yere inmiştir.
> Böylece padişah, her yalana gerçek bir bahane bulmuş ve kimse padişaha
> bu yalandır dedirtememiş. Ama bir gün bir Kayserili gelmiş;
> - Padişahım, sen benim babamdan borç olarak bir küp dolusu altın
> almıştın. Şimdi geri almaya geldim. Yalandır dersen ödülümü ver. Yalan
> değil dersen borcunu öde!..
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı




<- :: Sonraki Sayfa ->